Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ramazanda Oruç ve Şeker Hastalığı

Ramazan ayında şeker hastaları kendilerine daha fazla dikkat etmeleri gerekiyor.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ramis Çolak, "Diyabet hastalarının oruç tutabilirliği konusunda genel yasaklama ve genel izinler yerine, hastaya özel kararlar verilmelidir" dedi.

Prof. Dr. Ramis Çolak, Ramazan ayı dolayısıyla oruç tutmak isteyen şeker hastalarına yönelik önemli açıklamalarda bulundu. "Ramazan ayında, Müslümanların oruç tutmaları Allah'ın emridir. Dini buyrukları yerine getirerek, herkesle birlikte aynı eylemin içinde olma hazzını yaşamak herkes gibi diyabetlilerinde hakkıdır. Ne var ki şekerlinin hastalığı oruca ters düşmekte, hastalıkları oruç tutmalarına mani olmaktadır" diyen Prof. Dr. Ramis Çolak, buna rağmen, bazı şeker hastalarının, orucu tutmama hususunda

tereddüde düştüklerini, oruç tutmadıkları takdirde günah işlemiş olacakları endişesine kapıldıklarını, hatta doktorlarının ikazına rağmen ısrarla oruç tutarak, sağlık yönünden kendilerini riske attıklarının görülmekte olduğunu belirtti.

DİYABET HASTALARINA ORUÇ YASAK MIDIR?

Ramazan ayı süresince dünyanın farklı coğrafya, ülke ve kültürlerine ait 40-50 milyon diyabet hastasının oruç tuttuğunun tahmin edildiğini bildiren Çolak, "Sayıca bu kadar büyük bir gruba beslenme konusunda ortak bir açıklama yapmak ve genel yaklaşımlar getirmek doğru değildir. Farklı diyabet tipleri olmakla birlikte, aynı tipteki diyabet hastalığının kişilerdeki yansımaları da birbirinden farklıdır. Bu nedenle diyabet hastalarının oruç tutabilirliği konusunda genel yasaklama ve genel izinler yerine,

hastaya özel kararlar verilmelidir. Kan şekeri iyi kontrol edilmiş ve ağız yoluyla alınan diyabet ilaçlarıyla tedavisini sürdüren hastalar ise düşük risk grubu altında sıralanabilir" şeklinde konuştu.

HANGİ DİYABET HASTALARI YÜKSEK RİSK TAŞIR?

Prof. Dr. Ramis Çolak, oruç tutmaları yüksek risk taşıyan hastaları şu şekilde sıraladı:

"Sıklıkla hipoglisemiye giren hastalar, hipoglisemilerini fark etmeyen hastalar, kan şekerleri iyi ayarlanmamış hastalar, Ramazan ayından hemen önceki dönemlerde ciddi diyabet koması hikayesi olan hastalar, tip 1 diyabet hastaları, hastalıklarının kontrolünü bozan ciddi akut hastalık yaşayan hastalar, kronik böbrek yetersizliği olan ve/veya diyaliz tedavisi gören hastalar, hamile diyabet hastaları, kan şekeri orta derecede yüksek olan hastalar, orta derecede böbrek yetmezliği olan hastalar, yalnız

yaşayanlar diyabet hastaları, yaşlı diyabet hastaları ve bilinç durumunu etkileyen ilaçlar kullanan diyabet hastaları."

ORUÇ TUTMASI UYGUN OLAN HASTALARIN DİKKAT ETMESİ GEREKENLER NELERDİR?

Oruç tutması uygun olan hastaların dikkat etmesi gereken hususlara değinen Çolak, sözlerini şöyle tamamladı:

"Mutlaka evde kan şekeri takibi yapılmalıdır. Ciddi hipoglisemi veya hiperglisemi olursa mutlaka oruç bozulmalıdır. İki kez veya daha fazla hipoglisemi gelişirse oruç tamamen bırakılmalıdır. Herhangi bir enfeksiyon veya benzeri bir hastalık gelişirse kesinlikle oruç tutulmamalıdır. Günlük kilo takibi yapılmalı ve önemli kilo kaybı veya artışı tespit edilirse doktora haber verilmelidir. Her şeye rağmen şeker hastaları, Ramazan arifesinde, oruç tutma hususunda hekimine danışmalı önerilerini uygulamalıdır.

Dinimiz hangi hastaların oruç tutmaması gerektiği kararını hekimlere bırakmıştır. Bu nedenle şeker hastalarımızın oruç tutmaya karar vermeden önce doktorlarına durumlarını danışmalı, kontrol ve tetkikleri yapıldıktan sonra doktorlarının uyarıları doğrultusunda karar vermelidirler."

Fazla Meyve Yemek Kilo Aldırıyor

Fazla Meyve Yemek Kilo Aldırıyor

Yaz sıcaklarıyla birlikte sağlık problemleri de artış gösterdi. Özellikle beslenme konusunda titiz davranılması gerektiğini söyleyen uzmanlar, yaz ayları için özel beslenme metotları açıklıyor.

Özel Lokman Hekim Etlik Hastanesi Diyetisyeni Nurcan Erzurumlu, yaz sıcaklarında oluşan sıvı kaybını önlemek için erkeklerin günde en az 14, kadınların ise en az 10 bardak su içmesi gerektiğini söyledi. Gazlı içeceklerden uzak durulması yönünde uyarılarda bulunan Erzurumlu, karpuz diyetine de karşı çıktı. Erzurumlu, "Sadece karpuz ile öğün geçiştirmek doğru olmaz; çünkü fazla meyve tüketme kilo artışına sebep olmaktadır." dedi.

"Yaz aylarında tüketilen yiyecekler hem yazı daha sağlıklı geçirmek, hem de ideal kiloyu korumak açısından önemlidir" diyen Erzurumlu, şunları söyledi: "Sıcaklığın artmasıyla ve potasyum gibi birçok mineral kaybı olmaktadır. Vücuttan fazla miktarda su kaybedilmesi sonucu halsizlik, yorgunluk, bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle su vücudumuz için en önemli içecektir. Ayrıca sıvı ihtiyacını karşılamak için süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları, bitki ve meyve çayları, soda da tercih edilebilir. Dünya Sağlık Örgütü sıvı kaybını önlemek için günde kadınların 10 bardak, erkeklerin 14 bardak su içmesi gerektiğini belirtmektedir."

"6 -7 PORSİYON MEYVE TÜKETİN"

Özel Lokman Hekim Etlik Hastanesi Diyetisyeni Nurcan Erzurumlu, yaz aylarında kanser, kalp hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları gibi birçok hastalığın önlenmesinde, kan şekerinin düzenlenmesinde, kabızlığın engellenmesinde rol oynayan sebze ve meyvelerin daha çok tüketilmesi gerektiğini söyledi. Sebze ve meyvelerin içerdiği diyet posası, potanyum C vitamini, beta karoten, folat, E vitamini gibi antioksidanlarda hastaların önlenmesinde etkili olduğunu antalatan Erzurumlu, "Bu nedenle günde 6- 7 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesi önerilmektedir." dedi.

"KIZARTMADAN UZAK DURUN"

Yaz mevsiminde günlerin uzun olması sebebiyle daha çok yemek yenildiğini hatırlatan Diyetisyen Erzurumlu, "Özellikle geç saatlere kadar süren akşam yemeği esnasında yağlı ve ağır yemekler yenmesi, vücut dengesini bozabilmektedir. Bu nedenle fırında pişirme, ızgara ve haşlama yöntemleriyle hazırlanan besinler tercih edilmelidir. Kızartma ve kavurma işlemlerinden kaçınılmalıdır" önerilerinde bulundu.

"SÜTLÜ TATLILARI TERCİH EDİN"

Yeterli ve dengeli beslenildiğinde, şeker ihtiyacının besinlerden doğal olarak karşılandığını hatırlatan Özel Lokman Hekim Etlik Hastanesi Diyetisyeni Nurcan Erzurumlu, "O halde tatlı tüketiminden kaçınmak, yenildiği takdirde tüketim sıklığına ve miktarına dikkat etmek, baklava, lokma, kadayıf gibi ağır tatlılar yerine, sütlü ve meyveli tatlıları tercih etmek daha uygun olacaktır. Yazın öğünlerin sadece meyve ile geçiştirilmesi de yanlıştır. Örneğin sadece karpuz ile öğün geçiştirmekte doğru olmaz çünkü fazla meyve tüketme kilo artışına sebep olmaktadır." diye konuştu.

Erzurumlu, her zaman 3 ana ögün, 3 ara öğün şeklinde beslenilmesini tavsiye ederek, böylelikle bir sonraki öğünde hem yavaş hem de az yemek yenilmesinin sağlanacağını, yazın daha hafif ve erken saatlerde yemek yemenin tercih edilmesinin iyi olacağını söyledi.

YAZIN BESLENİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Özel Lokman Hekim Etlik Hastanesi Diyetisyeni Nurcan Erzurumlu, yazın beslenirken dikkat edilmesi gerekenleri de şöyle sıraladı: "Kışa göre tabaklarınızdaki yemek porsiyonlarını daha küçültünüz. Kan şekerinin hızla yükselip düşmesine sebep olan yağlı, şekerli, ağır tatlılar yerine, protein, karbonhidrat ve yağın yanı sıra A,B,C,D ve E grubu vitaminlerle birlikte kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir, çinko gibi minerallerce zengin olan dondurma ve sütlü tatlıları tercih ediniz.

Kızartmalar, aşırı yağlı gıdalar, sakatatlar yerine ızgara, buğulama, haşlama olarak hazırlanmış, yağı alınmış etleri tercih ediniz.

Bağışıklık sistemi, zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırmada görevli omega-3 yağ asitlerini içeren balığı haftada 2 kez tüketiniz.

Bağırsakların çalışmasını kolaylaştıran, doygunluk veren salata, tam buğday ekmeği, sebze yemekleri, meyve gibi posalı gıdaları tercih ediniz.

Tükettiğiniz gazlı, şekerli, kafein içeren içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, soda, ayran ve bol su tüketiniz. Fazla tüketilen kafein, kalp çarpıntısı, uykusuzluk, huzursuzluk gibi sağlık problemlerine neden olur.

Bütün bu ilkelere ilave olarak mutlaka egzersiz yapılmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü en çok tempolu yürüyüşü egzersiz olarak önermektedir. Ayrıca bisiklete binme, yüzme, tenis, dans, aerobik gibi aktiviteler de bazal metabolizma hızını arttırmaktadır. Haftanın 4 -5 günü 45 -50 dakika egzersiz yapılması yeterli olacaktır."

Herşeyin fazlası zarar unutmayın!

Gazlı İçecekler Yerine Süt ve Süt Ürünleri İçin

Gazlı İçecekler Yerine Süt ve Süt Ürünleri İçin.

Gazlı içeceklerden sağlığınız için uzak durun. Başta çocuklar olmak üzere her yaştaki bireylerin gazlı içecekler yerine süt ve süt ürünlerini tüketmesi gerekiyor.

Bademcikler Alınmalı mı Alınmamalı mı?

Her çocuğun hasta olduğunda bademciği şişer. Acaba her bademcik iltihabında bademcikleri almak mı gerekir?

Bademcikler vücudun bağışıklık sisteminde rol oynayan lenf sisteminin boğazda yerleşmiş dokularından bir çift. Özellikle üst solunum yollarından giren mikropları tanıyarak vücudu savunmaya hazırlıyor.

Bademcik ve geniz eti hakkında bilgi aldığımız Sema Hastanesi KBB Uzmanı Dr. Ömer Faik Sağun şunları söyledi;

Halk arasında geniz eti denilen "adenoid" dokusu da aslında aynı bademcik gibi lenf yapısındadır ve üst solunum yolunun savunmasında rol oynar. Bademcik gibi geniz eti de zaten dar olan hava yolunu tıkıyor. Bademcikler ve geniz eti, (büyük olmasa da) yüksek ateşle seyreden sık iltihaplanma durumlarında çocukları kalp ve eklem romatizması riski altında bırakabiliyor. Bu grupta da bademcik ve geniz eti ameliyatları uygulanabilir.

Bademciğin gerektiğinde alınabilir bir organ olduğunu söyleyen Sağun, ergenlikten sonra bademcik ve geniz etinin bir fonksiyonu kalmadığını da belirtiyor ve ekliyor bademcik ve geniz eti sorunları en sık çocukluk döneminde görülüyor. Görülme sıklığı çocukların anaokulu, kreş ya da ilkokul gibi toplu yerlerde bulundukları dönemlerde zirve yapıyor. Bademcik dokusu yaşla beraber giderek gerileyen-küçülen bir doku ve bu yüzden yirmili yaşlardan sonra enfeksiyonları azalma gösteriyor.

Bademcikler ne zaman alınmalı?

Bademcik ve geniz eti ameliyatları sık sık uygulanıyor. İlaç tedavisinden fayda görülmediğinde cerrahi olarak bunların çıkartılmasına başvuruluyor. Bu ameliyata karar vermek için kullanılan iki kriter var.

Kesin ve göreceli olarak ameliyatın gerekliliğinin belirleniyor.

Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak sık sık tıkanıyorsa

Bademcik etrafında apse oluşuyorsa

Kötü huylu tümör şüphesi varsa

Çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümesi görülüyorsa

Konuşma bozukluğuna sebep oluyorsa

Uyku apnesine yol açıyorsa bu durumlar kesin ameliyat gerektiren durumlar olarak karşımıza çıkıyor.

Dr. Ömer Faik Sağun göreceli kriterlerin en başında sık tekrar eden bademcik enfeksiyonları geliyor, bademcik ameliyatlarının %40'ı bu nedenle yapılıyor dedi ve göreceli kriterleri şöyle sıraladı;

Son bir yılda yedi defa veya son iki yılda yıl başına beş defa veya son üç yılda yıl başına 3 defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi

Hastanın difteri (Kuşpalazı) mikrobu taşıyıcısı olması

Hastada kalp kapak bozukluğu olması

Bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.

Çocuğunuz bu tür problemler yaşıyorsa, hemen bir uzmana başvurun. Aksi takdirde, çocuklarda horlama, huzursuz uyku, gece terlemeleri gibi belirtileri beraberinde getiren bademcik ve geniz eti, büyüme ve gelişmede geri kalmaya, saldırganlık, huysuzluk gibi kişilik değişikliklerine, öğrenme güçlüklerine sebebiyet veriyor.

Sömestr tatili ameliyat için en uygun zaman

Bademcik hastalıkları ve geniz eti çocuk yaş grubu sorunu olarak bilinse de erişkinler için de aynı kurallar geçerli. Ameliyata engel oluşturacak herhangi bir ciddi sağlık problemi olmayan erişkinlerde de bademcik ameliyatları uygulanıyor. Solunum sıkıntısına sebep olan iri bademcik ve ileri derecede büyümüş geniz eti durumlarında çocuklarda 6 aydan itibaren ameliyat yapılabiliyor, yaş bir engel oluşturmuyor. Okul çağı çocuklarının derslerinden geri kalmamaları için sömestr tatili uzmanlar tarafından en uygun zaman olarak nitelendiriliyor.

Bademcik ameliyatlarında yepyeni bir yöntem

Bademcik ameliyatlarında yeni bir yöntem olan Thermal welding hem doktor için hem de hastalar için çok büyük kolaylık sağlıyor. Dr. Ömer Faik Sağun, thermal welding ile bademcik ameliyatı çok daha rahat yapılıyor. Thermal welding, operasyon esnasında ısı enerjisi ile ameliyat alanında kanama kontrolünü sağlıyor ve daha sonraki dönemde doku iyileşmesini hızlandırıyor. Hastada ameliyat sonrası ağrı ise çok az oluyor dedi.

Eğer fazla bir etkisi olmuyorsa çocuklarda bademcikleri olduğu gibi bırakmak gerekir.

2009 Aralık Ayı Milli Eğitim Bakanlığının Sözleşmeli Öğretmen Pozisyonlarına Yerleştirme Başvuru Sayfası

165 Kadrolu, 6122 Sözleşmeli Öğretmen Ataması

2009 ARALIK Yılı Sözleşmeli Öğretmen İlk Atama Başvuru Giriş Ekranı için:

Başvuru Sayfasına gitmek için burayı tıklayın

SAR (Specific Absorption Rate - Spesifik Soğurma Oranı) Değeri

Yeni bir telefon alırken teknolojisi ve görünüşünün yanında SAR (Specific Absorption Rate-Spesifik Soğurma Oranı) değeri düşük ve sinyal yayma eğilimi (bu değer ne kadar iyiyse cep telefonu o kadar iyi çeker) yüksek telefonları tercih edin ama özellikle sağlığınız için SAR değerinin düşük olmasına dikkat edin. Son zamanlarda piyasada oldukça yaygınlaşan çift hatlı Çin telefonlarının SAR değerlerinin yüksek olduğunu unutmayın.

Egzersiz Hafızayı Güçlendiriyor

Yapılan yeni bir araştırma, glikozun beyin için aslında o kadar da iyi bir şey olmadığını gösterdi. Glikoz hafıza sorunlarına neden olabiliyor. Dört üniversiteden araştırmacıların Nöroloji Yıllıkları’nda belirttikleri üzere, glikozu yavaş yakan kişiler, bunu hızlı yakanlara göre daha unutkan oluyorlar. Ayrıca bu kişilerin beyinlerinin öğrenme ve hafızayla ilişkili hipokampüs bölümünde bulunan dişli kıvrımlarında bir sorun olma olasılığı daha yüksek oluyor. Bulgular, 65 yaş ve üstü 240 sağlıklı kişinin beyinlerinin fonksiyonel manyetik görüntülemeyle taranması, hafıza değerlendirmeleri ve glikoz testleriyle elde edildi. Denekler özellikle demans ve diyabet hastası olmayan kişiler arasından seçildi. Bilindiği gibi, diyabet hastaları şekeri enerjiye dönüştürmede sorun yaşıyorlar. “Glikoz metabolizması kişi yaşlandıkça bozuluyor; hafıza da 30’lu yaşlarda zayıflamaya başlıyor” diyor New York’taki Columbia Üniversitesi Tıp Merkezi’nden Doç. Dr. Scott Small. “Bu yeni araştırma bu iki bulgu arasında bir bağlantı olabileceğini gösteriyor çünkü yüksek kan şekeri, yukarıda söz edilen temel hafıza alanına hasar veriyor gibi görünüyor” diye ekliyor Small. Temel hafıza alanının işlevi tam olarak bilinmiyor. Bu alan, hipokampüsteki birçok devreden yalnızca biri ve hasar görmesi durumunda hafıza zayıfl ıyor. Örneğin, kişi yeni tanıştığı insanların adlarını aklında tutamıyor ya da arabasını nereye park ettiğini anımsayamıyor. Small’a göre temel hafıza alanındaki işlev bozukluğu ve glikozun yavaş yakılması arasındaki olası bağlantıyla daha önceden bedensel egzersizin hafızaya yararlı olduğu yönündeki gözlemler ve elde edilen bulgular açıklanabilir. Geçmişte de bilim insanları fiziksel etkinliğin (glikozun kas hücrelerince emilimini hızlandırdığı için) yaşa bağlı hafıza kayıplarını azalttığını düşünüyorlardı; ancak neden böyle olduğunu da tam olarak bilemiyorlardı. Small’a göre hipokampüsteki temel hafıza alanı zincirin eksik halkası olabilir.

Halluks Valgus

Halluks Valgus ayak başparmağının kökündeki eklemin açısının bozularak başparmağın diğer parmaklara doğru dönmesine “halluks valgus” denilir. Bu durum, eklemde şekil bozukluğuna ve açılanma ilerledikçe şiddetli ağrıya yol açar. Şekil bozukluğu zamanla kalıcı eklem sertliğine neden olur. Eklem çıkıntısı üzerinde kalan deri kısmında kalınlaşma ve nasır oluşabilir. Başparmağın diğer parmaklara baskı yapması sonucunda diğer parmaklarda da nasır ya da tırnak batması oluşabilir. Halluks valgus rahatsızlığının oluşumunda yapısal unsurlar rol oynasa da en önemli etkenin yanlış ayakkabı seçimi olduğu düşünülmektedir. İlerleme eğiliminde olan bu durumun tedavisindeki temel ilke, eklem üzerindeki baskıyı, özel düzenlenmiş silikon destekler kullanarak azaltmak. Uygun ayakkabı seçimi de tedavinin önemli bir parçası aynı zamanda. Destekleyici tedavilerin yeterli olmadığı durumlarda, ağrı ve hareket kısıtlılığı şikâyetlerini gidermek için ameliyat yapılması gerekir.

Uygun Ayakkabı Seçimi

• Ayakkabı numaraları modelden modele ve kalıptan kalıba farklılık gösterebileceği için mutlaka deneyerek alın.

• Ayakkabıları, günün sonunda yani ayaklarınızın en büyük olduğu zaman deneyin.

• Ayakkabıları her iki ayağınıza giyerek deneyin.
Bir ayağımız diğerinden büyük olabilir. Büyük ayağınızın numarasına göre ayakkabı alın.

• Ayağınızın biçimine en uygun ayakkabıyı seçin. Ayağınız taraklı, yani genişse sivri burunlu ayakkabıları değil, yanları geniş ayakkabıları tercih edin.

• Ayakkabıyı ayaktayken deneyin ve parmaklarınızın rahat ettiğinden emin olun. Başparmağınızın ucu ayakkabının ön kısmıyla temas etmemelidir.

• Ayakkabının yanlarının, ayağınızın en geniş kısmını, yani tarak kısmını sıkmadığından emin olun.

• Ayakkabıların ayağınıza tam oturduğundan ve uygun olduğundan emin olmak için ayakkabılarınızla yürüyün.

• Ayakkabınızı kullanacağınız çoraplarla deneyin.

• Ayağınıza bol gelen ayakkabıları almayın. Arka kısmına işaret parmağınızın rahatlıkla girmesi ayakkabının bol olduğunu gösterir.

Ayak Kokusu Nasıl Önlenir

Ayak Kokusu toplumda en sık görülen ayak rahatsızlıklarından biridir ve pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Ayaklarımızda sürekli çalışan 250.000’den fazla ter bezi vardır. Bu ter bezlerinden çıkan salgılar bakteriler için oldukça uygun bir yaşam ortamı yaratır. Terle birleşen bakteriler, kapalı bir ortamda zamanla kötü kokular oluşmasına yol açar. Bazı hastalıklar da ayak kokusuna yol açabilir. Örneğin, tiroit bezi ve şeker hastalarında, aşırı terleme nedeniyle kötü ayak kokusu oluşabilir. Ancak, ayak kokusunun en önemli nedeni ayak hijyenine dikkat etmemektir. Ayakların uzun süre yıkanmaması ya da yıkandıktan sonra iyi kurulanmayıp nemli bırakılması ayak kokusuna yol açar. Ayakların uzun süre kapalı kalması ve aynı ayakkabının uzun süre giyilmesi de ayak kokusunun altında yatan nedenlerdir. Gerçek deri olmayan, sentetik ya da lastik ayakkabılar, ayakların hava almasını engelleyerek aşırı terlemesine ve bakteri üremesine neden olur. Bunlar yalnız ayak kokusunu arttırmakla kalmaz, parmak aralarında pişiklere ve yaralara da yol açar. Gerçek deri olan ayakkabıların tercih edilmesi, aynı ayakkabının 2-3 günden fazla giyilmemesi, ayakların her gün yıkanması, çorapların sık değiştirilmesi, ayak kokusunu azaltacak önlemlerin başında gelir. Ayak terlemesini engellemek için son yıllarda iyontofer tedavisi uygulanmaktadır. Bu yöntemde, elektrotlar sayesinde ayaklara özel akım verilerek ter bezlerinin daha az çalışması sağlanmaktadır. Üç aylık iyontofer tedavisinin %90 oranında başarı sağladığı belirtilmektedir.

Tırnak Batması

Tırnak Batması tırnağın deriye doğru uzayıp batmasıyla oluşur ve çok sık görülen bir rahatsızlıktır. Tırnak batmasına yol açan nedenlerin başında yapısal etkenler geliyor. Tırnak kenarları kıvrık olan kişiler bu rahatsızlığa adaydır. Ayak tırnağı üzerine gelen baskılar ve zedelenmeler tırnak batmasına yol açabilir. Uzun mesafe koşmak, yanlış tırnak kesimi, sıkı ya da sivri burunlu ayakkabı giyilmesi de tırnak batmasına neden olan etkenler arasındadır. Tırnak batmasının en kısa sürede tedavi edilmezse cilt enfeksiyonlarına yol açabilir. Tırnak batması olan bölgedeki deri hassas, şiş ve kızarıksa enfeksiyon akla gelir. Oldukça ağrı veren bu durumun antibiyotiklerle tedavi edilmesi gerekir. Batık tırnağın çıkarılması ve uygun tırnak bakımı oldukça önemlidir. Tırnaklar düz kesilmeli ve uygun uzunlukta olmalıdır. Ayaklar, tırnakları kesmeden önce yıkanmalı ve ılık suda bekletilmelidir. Tırnak kesildikten sonra da mikrop öldürücü özel sıvıları tırnak kenarlarına sürmek faydalıdır. Uygun tırnak bakımının yanı sıra, tırnak batmasından korunmak için alınması gereken diğer önlemler de ayakları darbelerden korumak, rahat ve parmakları sıkıştırmayan ayakkabılar giymektir.

Nasır

Nasır derinin kalınlaşmasıyla oluşur. Basınç ya da sürtünme olan yerlerde, vücut kendisini korumak için nasır oluşturur. Nasırlar, ayak tabanında, parmak üstlerinde ya da aralarında ve ayağın yanlarında görülür. Ayak yere temas ettiğinde vücut
yükü aynı anda eşit olarak dağılmaz. Ayakta bulunan 26 kemikten bazıları darbeyi ilk olarak karşılarlar. Basınca ilk olarak ya da uzun süreli maruz kalan bölgelerde, vücut ağırlığına bağlı olarak cilt kalınlaşması, yani nasırlar oluşur. Ayağa küçük gelen ya da bol gelen ayakkabı kullanımı da nasır oluşumuna yol açar. Dar ve sivri uçlu ayakkabılar, parmak üzerindeki sürtünmeye bağlı olarak nasır oluşturur. Yüksek topuklu ve ince topuklu ayakkabılar, vücudun tüm ağırlığını ayağın ön kısmına yükleyerek, bu kısımlarda ve parmaklarda nasıra sebep olur. Ayak tabanının çökmesi, yani düztabanlık ya da halluks valgus gibi ayak şekli bozukluklarında da nasır oluşur. Nasırların alınması sadece yakınmaları geçici bir süreyle azaltır. Önemli olan, nasır oluşumuna yol açan etkenin ortadan kaldırılmasıdır. Nasır oluşumunu engellemek için rahat
ayakkabı giyilmelidir. Ayağa tam oturan ayakkabılar nasır oluşumunu büyük ölçüde engeller. Hassas cilde sahip bayanlarda nasır daha kolay oluşacağı için, ince burunlu ya da topuklu ayakkabılardan kaçınmaları gerekir. Uygun ayak bakımı da nasır oluşumunu engeller. Düzenli olarak nemlendiriciyle ya da kremlerle yumuşatılması ayakları nasırdan korur.

Tükürük Neden Oluşur?

İnsanların üzerinde düşünüp kafa yorduğunda aslında ne kadar karmaşık bir organizma olduğu açığa çıkıyor. Yeni doğan bebeğin ağzı sterildir (mikropsuzdur), fakat birkaç dakika sonra kirlenir ve yaşam boyu da mikroplu kalır. Öyleyse neden hastalanmıyoruz? Çünkü ağızda bulunan bakterilerin çoğu hastalık yapmayan mukoza (saprofit) türdendir. Ancak vücudun direnci kırılınca bu bakteriler hastalık etkeni olabilir. Ağızda bulunan bakterilerin hepsi “Ağız florası”nı oluşturur.

Diğer yandan, ağız boşluğunun çok önemli bir koruyucusu daha vardır: Tükürük. Kulak önü, çene altı ve dil altı bezleri tarafından üretilen renksiz, özel kıvamda, akıcı bir sıvı olan tükürük, üretildiği bezlerden kanalcıklar aracılığı ile ağız boşluğuna taşınır. Bezler günde 5 litreye yakın tükürük üretirler. Kulak önü tükürük bezinin kanalı, üst 1. büyük azı yakınında; diğer tükürük bezlerinin kanalcıkları da dil altında ağza açılırlar. Tükürük içinde bakterilerin üremesini durduran fermentler, fluor ve kalsiyum tuzlan bulunur. Tükürük kanallarının açıldığı yerde diş taşlarının fazla birikmesi, bileşimindeki kalsiyum tuzlarının çökelmesi nedeniyledir. Tükürüğün ağız ve dişlere yararlı etkileri şöyle özetlenebilir;

1- Tükürük, dişleri mekanik olarak temizler.
2- Tükürük, dişleri çürümekten korur.
3- Tükürük, içinde bulundurduğu mayalarla ağız mukozasını korur.

Dişin Yapı Maddesi Nedir?

Dişler nelerden oluşur, nasıl meydana gelir, beyaz görünümüne nasıl kavuşur. Aslında düşününce ne kadar karmaşık olduğunu anlıyor insan.
Diş mine, dentin, sement ve pulpadan (diş özü) oluşur.

Mine: Vücuttaki en sert maddedir. dişi en dıştan koruyucu bir katman olarak çevreler. içinde sinir hücreleri olmadığı için duyarlı değildir. % 97’si kalsiyum tuzlarından oluşur. Diş minesi altıgen “apatit” kristalleri şeklinde düzenlenmiştir. Minenin yapısına giren kalsiyum tuzları, organik diş maketi üzerinde yavaş yavaş çökelerek birikir ve kristalleşir. Bu birikme, ana rahminde iken başlar. Anne, gebelik süresince bazı ilaçlar alırsa veya çocuk mine teşekkülü sırasında bir hastalık geçirirse mine birikimi aksaklığa uğrayabilir. O zaman dişler sarı, gri veya kahverengi olur. Bazen de eksik (hipoplazik) teşekkül eder.

Dentin: Minenin altındaki tabakadır. yetişkin bir insan dişinin %75'ini oluşturur. kemikle aynı yoğunluğa sahip olmasına rağmen ısıya ve dokunmaya duyarlıdır. gerektiğinde içerdiği tamir hücreleri ile yeniden dentin dokusu oluşturabilirler. Dişin asıl kitlesini dentin (fildişi) tabakası oluşturur. Dentin, taç kısmında mine; kök kısmında da sement ile örtülüdür. Dentin canlı bir yapıdır ve % 70’i mineral tuzları; % 20si organik madde ve % 10’u da sudan oluşur. Dentinde çok sayıda kanalcık içerir. Bu kanalcıkların içi diş özü sınırındaki dentin yapıcı hücrelerin uzantıları olan iplikçiklerle doludur. Dentin yapan hücrelere “Odontoblast” denir. Dentin kanalcıklarının milimetre karede sayıları 10.000’e. yaklaşır. Diş, dolgu veya kaplama yapılmak için oyulur veya küçültülürse bu kanalcıklar açığa çıkar ve o zaman soğuk, sıcak, tatlı ve ekşiden ağrı duyulur.

Pulpa (diş özü): Dişin orta kısmına ve burada bulunan yumuşak dokuya verilen addır. kökün ucuna kadar devam eder. bu kısımda kan damarları yer alır ve bu damarlar sayesinde diş enfeksiyondan korunur ve daima aktif halde kalır. aynı zamanda pulpada aşırı duyarlı sinir hücreleri bulunur ve bu hücreler sayesinde sıcak, soğuk ve basınç gibi duyular hissedilir. “Pulpa” adı da verilen diş özü, dentin tarafından oluşturulan bir odacık içinde yerleşen kılcal atar ve toplar damarlar; duyu sinirleri ve bütün bu yapıları koruyan bir destek dokusundan oluşur. Diş özünün dış çevresi dentin yapıcı hücrelerle (odontoblast) kuşatılmıştır. Bu hücreler, çürük ve diğer zararlı etkenlere karşı, dişi koruyan kale muhafızlarına benzer. Her hangi bir nedenle oluşan çürüğe karşı dentin yapıcı hücreler üstün gelirlerse bu hücreler diş özü kalesini dentinle sıvarlar; yenik düşerlerse diş özü açılır ve iltihaplanır. Bu etkinlik genç insanların diş özünde daha yoğundur.

Sement: Kökün etrafını kaplayan kemiksi bir tabakadır, çok incedir. diş kökünün çene kemiğine tutunmasını sağlar. %65’i inorganik maddedir. Bazen kök etrafında ve kök ucunda aşırı sement birikebilir. Buna “Hipersemontoz” denir.